Sultan Abdülhamid

GARANTİ ZENGİNLİK

GARANTİ ZENGİNLİK

 Eğer şu an bu yazıyı okuyorsanız çok şanslısınız demektir. Çünkü bu yazıyı okuduktan sonra zengin olacaksınız. Yalan değil gerçek. Memurdan işçiye, esnaftan sanatkara, serbest meslekle uğraşanlara, mühendise, mimara ve daha saymadıklarıma yani herkese zengin olmanın yollarını gösteren bu eser sizi zengin yapacak.

 Zengin dediysek de yanlış anlamayın. Ben size öyle yatlar, katlar, limuzinler kazandıracak kadar zenginliği de asla sunmam. Benim size sunduğum zenginlik formülleri eviniz, arabanız ve iş yeriniz yoksa size ev, araba ve iş yeri ya da evler, arabalar ve iş yerleri olarak yansır. Tabii ki de –ler ekini kullandıysak o da o kadar fazla değil. İki ya da üç tane olur belki. Fazlası sizin becerinize kalmış bir şey.

 Şimdi siz okuyucuları da bekletmeyeyim ve hemen zengin olmanın kurallarını sıralayayım.

 KURAL 1: İnsanlara ne gerekiyorsa o hizmeti sun !

 Aslında başlık konuyu açıklıyor ama ben yaşamdan örneklerle bunun nasıl olacağını da size göstereceğim. Konuyu uzatmadan ve işin edebiyatına kaçmadan örneklere başlayalım.

 Bir mahalle düşünün. Bu mahallede insanlara hizmet sunan tam üç tane market var. Ve bu marketlerin üçü de sizin değil. Ve siz de düşündünüz taşındınız “Bir market de ben açayım dediniz.” Çok büyük bir hata yaptınız onu söyleyeyim. Bak arkadaşım zaten bu mahallede insanlara yeten de artan üç tane market var. Eğer marketlerden birini tıklım tıklım gördüysen aç da öyle olmaz zaten. Market açarsan hem sen zarar edersin hem de karşıdaki adamın da müşterisi azalacağından o da zarar eder. Zaten en fazla bir yıl dayanırsın marketin giderine sonra kendin kapatmadan Allah korusun icra memurları kapatır.

 Peki ne yapmalıyım da zengin olmalıyım. Mahalleyi bir gez. Gezdin. Varsayalım ki bu mahallede bir giyim mağazası yok. Ne duruyorsun. Marketle uğraşacağına bir giyim mağazası aç ve zengin ol. İddia ediyorum tıklım tıklım dolacak. Çünkü gözlerimle gördüm.

 Balıkesir Edremit’te oturuyorduk. Tatilde memlekete gideceğiz. Ama Kayseri’de halam var onlara uğramadan memlekete gitmek olmaz. İzine çıkmadan önce kıyafetimizin ve ihtiyaçlarımızın hepsini tamamladık ve çıktık. Kayseri’deyiz. Mahallede bir giyim mağazası var. Öyle pek de büyük değil. Nasıl desem. 130-140 metre kare işte. Sanır mısınız bu mağazanın fanatikleri var. Getirdiği mallar da öyle ahım şahım kaliteli şeyler değil. Ama fanatikler duramıyor. Halam da fanatik tabii ki. Annemle beni de aldı gittik bu mağazaya. Gitmek o gitmek. Ana baba günü mübarek. Çıktığımızda elimizde poşetler mutlu bir şekilde çıkıyoruz. Cepteki para çıktı ya  bir rahatlama geldi. Halam dediğine göre burası her zaman olmasa da çoğu zaman böyle oluyormuş. Desene adam zengin. Zenginmiş zaten.

 Sordunuz ki sermayem yok nasıl açacağım ben bu mağazayı. Ona ileride değineceğim merak etmeyin. Sermayesiz de zengin olunacağını göstereceğim ama biraz sabır. Bir örnek daha verelim.

 Edremit’ten tayinimiz Nevşehir’e çıktı. İlk geldiğimizde küçük bir şehirdi. Hatta şehirden çok şehirleşmiş bir köye benziyordu. Alışana kadar çok zorlanmıştım.

 Gelelim asıl meseleye. Nevşehir’de iki tane devlete ait bir de özel bir hastane vardı. Devlete ait olanlardan biri SSK hastanesiydi. Hastanelerin üçü de ayrı mahallelerdeydi. Özel zaten bomboştu. Devletlerse tam tersi tıklım tıklım. İğne atsan yere düşmez derler ya aynen öyle. Aradan yıllar geçti ve ben beş ya da altı yaş daha büyüdüm. Hastanelerin durumu ise aynıydı. Özel zaten pek kaliteli değildi. Tahlil sonuçları doğru düzgün çıkmıyordu. Tam bu olayların gerçekleştiği sırada bir girişimci devlet hastanesinin yakınlarına bir özel hastane açtı. Çok geçmeden bir girişimci de hastanelere uzak olan bir mahalleye bir özel hastane açtı. Çünkü insanlar hastaneye açtı. Nevşehir’in suyu da ülkemizin en kötü sularından biri olduğundan insanlar istese de hasta olmadan duramıyordu. Toprağı zaten iyi değildi. Buram buram radyasyon yayıyordu. Birçok yerde ekim yapmak yasaktı. Burada hasta olmamak mümkün mü. Ben de zaten bu bölgeye alışık olmadığımdan hiç duyulmamış iki hastalığa yakalandım.

Kronik Ürtiker ve Haşimato Tiroidi.

 Neyse hastaneler açılmıştı. Hemen devlet hastanelerinin (devlet hastaneleri diyorum çünkü SSK da devlet hastanesi bünyesine geçmişti.) en iyi doktorlarını maaşlarının iki katını ödeyerek getirdiler. En iyi tıbbi araç gereçleri aldılar.  Bir de devlet o sıralar sağlık konusunda çok güzel adımlar atmıştı. Özel hastanelerde muayene olmak da kolaylaşmıştı. İyi ki kolaylaştı. Hastaneler dolmasın mı. Kar üstüne kar. Para üstüne para. Servet üstüne servet. Anladınız sanırım.

 Her iki hikayede de “Neden zengin oldular?” sorusuna verilecek en güzel cevap;

Çünkü insanların ihtiyacı vardı. Bu girişimciler de insanların ihtiyaçları doğrultusunda çalıştılar ve zengin oldular.

 KURAL 2: Sermayeyi kafana takma. Değil sıfırdan eksiden bile zengin olabilirsin.

 Evet, yanlış duymadın. Eksiden bile zengin olabilirsin. “Nerden biliyorsun.”, “Olur mu öyle şey!” diyenleri duyar gibiyim. Size bunu da kanıtlayacağım. Gözümle gördüğüm örnekler sizi ikna eder umarım. Şöyle başlayalım.

 Tanıdığım bir insan. İsim vermeyeceğim ama A şahsı diyeceğim bu kişiye. İsim vermiyorum ama şunu söyleyeyim; tamamen gerçek.

 A şahsının hiç sermayesi yoktu. Elinde her hangi bir mesleği de yoktu. Yani inşaatta, demircide çalışmamıştı ve geldiği belli bir yaştan sonra da zaten çalışamazdı. Peki ne yapmalıydı A şahsı. 1960’lı, 1970’li yıllardan bahsediyorum. Kendisi orta okul mezunu olduğu için kendisine öğretmenlik ve polislik teklif edildi ama o dönemde malum memur maaşları bir hayli azdı kabul etmedi. Düşündü taşındı ticaretle uğraşmaya karar verdi.

 Neyin ticaretini yapmalıydı. Babadan kalma bir dükkanı yoktu. Sermayesi yoktu. Aç karnını doyuracak kadar parayı zor buluyordu. O da onun bunun tarlasında işçi olarak çalışarak.

 O dönemde ticaretle uğraşmak, eğer bir dükkanınız yoksa pazarda veya seyyar satıcı olarak gerçekleştiriliyordu. Evet bunu yapmalıydı. Pazara baktı. O dönem pazar anlayışı meyve sebzeden ibaretti. (Bakın büyük şehirlerle karıştırmayın. Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesinden bahsediyorum.) Herkesin yaptığı işi mi yapmalıydı yoksa kimsenin yapmadığı işi mi yapmalıydı. Burada tam da Kural 1’e dikkat etmeniz gerek. “İnsanlara ne gerekiyorsa o hizmeti sun ! kuralına. İnsanlar zaten pazarda yeteri kadar meyve sebze satıcısıyla içli dışlıydı. Bu işi yapamazdı. Başka bir şey yapmalıydı.

 Samimi olduğu bazı insanlardan borç aldı. (Bakın borç. Yani hiç sermayesi yoktu.) O dönemler darbe dönemi olduğu için bazı saçma sapan yasaklar vardı. Yurtdışından gelen inci, boncuk, süs eşyaları, kumaşları satmak yasaktı. Ama insanların buna ihtiyacı vardı ve insanlara bu hizmeti sunmalıydı. Arap ülkelerinden bunları getirtti ve pazarda herkes meyve sebze satarken o bunları sattı ve kazancıyla borçlarını ödemekle kalmayıp, bayağı bir kar yaptı. Böyle sürerken bir gün yakalandı ve kumaş ve süs eşyaları sattığı için 3 veya 4 ay hapis yattı. Şans ya artık elinde bir miktar para var. Hem artık yasak da kalktı. Devletin koyduğu bazı kurallar çerçevesinde tekrar bu işi yapmaya başladı. Yıllarca biriktirdiği paralar çoğaldı ve ortam değiştirme kararı aldı. Evlenmişti ve başka bir yere yerleşmek daha iyi olacaktı.

 Adana, Kayseri ve Kahramanmaraş’ın kesiştiği noktada bir kasaba vardı. Bayağı gelişmiş bu kasaba bir ilçeyi andırıyordu ama şu an bile bir ilçe değil.

 Bu kasaba kışın pek olmasa da yazın çok kalabalık oluyordu. Özellikle de sıcaktan bunalan Adanalılar yazın yayla olarak kullanıyordu bu kasabayı. A şahsı da bu kasabaya yerleşti ve bir dükkan kiraladı. Pazarda veya seyyar olarak yaptığı bu işi artık yerleşik bir biçimde yapmalıydı. Bu kez sadece kumaş ve süs eşyalarıyla da kalmadı kıyafet de getirmeye başladı. Pazar zaten o kadar büyüktü ki civar köy ve kasabaların hepsi pazar kurulduğu gün buraya dolardı. (Öyle böyle değil. Kendi gözümle gördüm çok kalabalık oluyordu.) Bu işi yapan tek kişi de A şahsı olduğundan dükkan hınca hınç dolardı. Çocukları da küçük olduğundan burada çalıştırması imkansızdı ve yanına maaşlı işçiler bile aldı. Borçla başladığı bu iş sonucunda kazancıyla önce diğer kasaba ve ilçelere de bu hizmeti götürmek için üstü kapalı ISUZU bir kamyon aldı. Daha da kazandı. Evi zaten vardı. İnsan daha ne istemez. Geçen birkaç yıl sonunda çocukları da büyüdü ve onlar da ticaret konusunda en az babaları kadar bilgili oldular. Ama bir kamyon yetmiyordu. Dışarıdan mal alıp getirmek için bir tane daha kamyona ihtiyacı vardı. Bu kez TRANSIT aldı. Gezmek tozmak için de bir otomobil. Oldu  üç tane motorlu taşıt.

 Hala parası vardı. Çocuklarının geleceği için bir evim daha olsun istedi. Kayseri-Merkez’den bir apartman dairesi aldı. Ayrıca bir de arsası vardı. Bu arsaya kendi istediği gibi bir ev yaptırmaya başladı. Ama o sıralar bir kaza geçirdi. Tam iyileşti derken eşi de ölünce. Zihinsel bazı sorunlar oluştu. Artık kendi işini kendi yapamazdı ve tüm işleri oğulları ele aldı. 4-5 yıl işler oğullarının kontrolünde güzel bir şekilde devam etti. Bir gün kasabadan bir adam bunlara petrol istasyonunda ortaklık teklifi sundu. İşte şimdi Kural 2 ile alakalı ikinci hikayemiz başlıyor.

 Ortak olunmak için arabaların satılması, Kayseri’deki evin elden çıkarılması ve A şahsının biriktirdiği bir kısım paraya ihtiyaç vardı. Arabalar satıldı, birikim kullanıldı ve petrol istasyonuna ortak olundu. Bir yıla yakın her şey yolunda gidiyordu. (Aslında yalnızca öyle gözüküyordu.) Ancak A şahsının oğullarının ortak olduğu adam dolandırıcı çıktı ve (nasıl dolandırdığını tam bilmiyorum) ailenin tüm servetine el koydu. A şahsı ve ailesi onca olayın ardından yarım ekmek alacak kadar paraya muhtaç oldular. Tam bir fakirlik ortamı vardı. Evde makarnadan başka pişen yemek yoktu neredeyse. Yardımlarla zar zor idare edilmeye başlandı. Dolandırıcının el koymadığı tek şey inşaat halinde olan ve henüz bitmemiş ev ile halen üzerinde yaşanan evdi. İnşaat halindeki ev zaten temelin üzerine yeni çıkılmaya başlanmış şekilde idi. Dolandırıcının zaten ihtiyacı da olmazdı çünkü neredeyse üç ev alacak kadar para dolandırmıştı.

 Şimdi ders veren kısma gelelim. A şahsı yaşanan olaylar sonucunda iyice çöktü. Değil üç oğluna kendine bile yetemiyordu. Oğulları “Biz böyle bir tuzağa nasıl düştük?” dercesine pişmanlık duyuyordu. Ama yılmadılar. Kasabadan bir dükkan kiraladılar. Babalarından öğrendikleri ticari bilgiyi de kullanarak kasabanın en büyük marketini açtılar. A’dan Z’ye her şey vardı. Ve bunların hepsini borçla yaptılar. Dükkana müşteri bol geliyordu. Daha büyük bir dükkan kiraladılar. Ayrıca gördüler ki kasabada kimse tüp satmıyor. Yine borç parayla kasabaya tüp bayiliği açtılar. Yakın zamanda borçlarını ödediler. Artık kendilerine çalışma vakti gelmişti. Market de çok güzel çalışıyordu. Özellikle yazın gelen Adanalıların biri giriyor diğeri çıkıyordu. Babaları gibi onlar da kazanmaya başladı. İnşaat halindeki evi bitirdiler. İki evi de eşya bakımından düzenlediler. Oğullardan biri pazarlarda çalışmak için bir kamyon aldı. Birisi de otomobil aldı. Evlilikler oldu ve şu an hepsi de rahatlar.

 (Bakın, “Bu da zenginlik mi?” diyebilirsiniz. Burada görülmesi gereken bu ailenin zengin olup olmaması değil, sermayesiz nasıl iş yapılabileceğini göstermektir.(Zaten şu an sermayeleri var.) Bu kadarcık ev bark zenginlik değildir ama isteseler bu aile de malını mülkünü artırabilir ama fazlası için uğraşmadıklarından dolayı bir maksimum noktasında duraksıyorlar.)

 KURAL 3: Zenginliği kendin kazanmaya çalış !

 Bu kuralın açıklaması öncekiler gibi uzun olmayacak. Burada benim bahsetmek istediğim birkaç önemli nokta var.

 Hani derler ya “Parayı Allah istediğine verir. İstediğinden de alır” diye.Ben burada bu cümlenin arkasına sığınan birinin hikayesini anlatacağım.

 Yine tamamen gerçek olan bu olayın kahramanının da ismini vermeyeceğim ve kendisine B kişisi diyeceğim.

 B kişisi bir kasabada yaşıyor. Evlenmeden önce işsiz güçsüz dolaşıyor. Evleniyor. Çoluk çocuğa karışıyor ama yine işsiz güçsüz dolaşıyor. Evin herhangi bir geçim kaynağı yok ve komşulardan gelen yardımlar sonucunda ev ahalisinin karnı doyuyor. Evin hanımı da her şeye rağmen başkalarının tarlasında işçilik yapıyor. B kişisinin bu kadar olay karşısında “Neden çalışmıyorsun?” sorusuna cevabı; “Allah verir.”

 Çok gülünç değil mi? Ve bu adam işsiz olarak öldü. Öldüğünde yetmiş yaşlarında olduğunu sanıyorum. Yetmiş yıl çalışmayan bu adam öldükten sonra eşi ve çocuklarının ne düşündüğünü sorarsanız, hiç de üzülmüşe benzemediklerini söyleyebilirim.

 Şimdi gelelim Kural 3 ile ilgili asıl anlatmak istediğime;

 Kimi insanlar zenginliğin sadece Allah vergisi olduğuna inanıyorlar. Evet, doğru ben de inanıyorum. Peki zengin olmak için uğraşmayan bir insana Allah zenginlik verir mi? Soruyorum. Bütün insanların önünde zengin olmak için fırsatlar vardır. Ama kimileri inadına bu fırsatlara kör olmaya devam ederler. Zenginlik insanı bozar, zengin olmayalım laflarının bazı kesimler arasında dönüp dolaştığını hepimiz biliyoruz. Acaba neden zengin olmamız gerek onu biliyor muyuz?

 KURAL 4: Zengin olmanın bilincini kavra ! Zenginliğini koru !

 Nedir zengin olmanın bilinci? Şimdi değineceğimiz konu tam da bu. Zenginlik, onu korumayı bilmediğiniz sürece elinizden sabun gibi kayar. İşte Yaratıcı, korumayı bilmeyenlerden alır zenginliğini. (Merak etmeyin nasıl koruyacağınızı da anlatacağım.) Zengin olmanın bilincini bilmeyenler birazdan öğrenecekler.

 Neden zengin oluyoruz? Nedir zenginliğin bilinci? Bu sorular çoğaltılabilir. Bunlara verilebilecek cevap ise şu;

 Yaratıcının zenginliği bize verme şartları vardır. Bu şartların en önemlisi de “Paylaşmak” tır. Çünkü zenginlik paylaştıkça çoğalan bir şeydir. Paylaşın dediysem malınızın, mülkünüzün hepsini hayır kurumlarına bağışlamanızı söylemiyorum. Çok az bir kısmını elden çıkarırsanız yeter. Çünkü bu para sizin değildir ve haram para dünya üzerindeki herkese felaket getirmiştir. Şimdi bu felaketlerden nasıl kurtulmanız gerektiğini sıralayacağım.

 1. Vergi ödeyeceksiniz. Çünkü ödenmeyen vergi katil bir virüstür. Kanser gibi ilk başta nokta kadar yer kaplar ama sonra tüm vücudu kemirir. Vergi belası da malınızı kanser gibi kemirir.

 2. Zekat vereceksiniz. Aslında zekatla vergi hemen hemen aynı kavramları temsil eder. Ancak verilen vergi, elinizden çıkması gereken zekatı karşılamayabilir. (Neyse bu Diyanet’in sorunu. Halkı bu konuda bilgilendirmek onlara düşer.) Zekat vermemek de aynı vergi vermemek gibi azılı bir virüstür. Kendimizi korumak bizim elimizdedir.

 3. Malınızı çoğaltmak için yapmanız gereken şeylerden birisi de sadakadır. Gerek zekat gerekse sadaka üç büyük dinin emirleridir. İnanan Hristiyanlar, inanan Müslümanlar, inanan Yahudiler, Yüce Yaratıcımız Allah’ın emirlerini en doğru şekilde gerçekleştirdiğinde elbet kazananlar olacaktır.

 4. Asla kredi almayacaksınız. Faize bulaşmayacaksınız. Çünkü gördüklerim ikna olmama sebep oldu. Ve gördüklerimi size de anlatacağım.

 Bir C kişisi, araba almak için kredi aldı. Wolksvagen Caddy marka bir arabaydı. Aylarca kullandı bu arabayı ama bir gün ailece bir davete gidecekken araba durup durmadık yerde takla attı ve ters döndü. Neyse ki ölüm ve ağır yaralanma gibi bir olay olmadı ama araba tamamen hurdalık olmuştu.

 Başka bir olay daha var. Bu kez D ve E kişisinin başından geçiyor. Kardeşiyle ortak bir kamyonet alıyorlar (krediyle). Bir iki yıl bu komyoneti ticaret yaparken kullanıyorlar. Ama faiz bulaştı ya. Gayet de iyi şöförlüğü olan E kişisi bu arabayı kullanırken uçurumdan yuvarlanıyor. Ayağı tamamen kopuyor ama neyse ki doktorlar tekrar birleştirmeyi başarıyorlar. Kamyonet ise belli bir masraf karşılığında tamir ediliyor. Sonra aradan bir yıl geçince bu kez D kişisi arabayı kullanırken, arabanın motoru durup durmadık yerde kendi kendini yiyor ve kamyonet hurdalığa çıkıyor.

 Bitmedi. Bir de F kişisi var. Bu kişi de akıllanmayanlardan. Krediyle bir otomobil aldı. Kullandı. Gayet güzel ve hoş bir arabaydı ama kaza yapana kadar. Tamir ettirip sattı. Bir yıl arabasız durdu. Akıllanmadı ve tekrar kredi çekip daha da güzel ve lüks bir araba aldı. Bu arabayla da yaşlı bir kadına çarpınca aklı başına geldi. Gördü ki krediyle iş olmuyormuş.

 Umarım sizler de bu anlattıklarımdan bazı dersler çıkarmışsınızdır. Daha da çoğaltabilirim. Çünkü daha fazlasını gördüm ve duydum. Ama buna gerek yok. Üç tane örnek yeter de artar.

 SONUÇ

 Sonuç olarak diyebiliriz ki; aslında zengin olma yollarını en az benim kadar sizler de biliyorsunuz ama bildiğiniz bu bilgiyi hatırlamıyorsunuz. Benim yaptığım bu bilgiyi size hatırlatmak oldu. Sizler de boş durmayın sevdiklerinize bu bilgileri hatırlatın. Çünkü hiç kimse önündeki zenginlik ve sermaye kazanma fırsatlarını görmeden hayata gözlerini kapamamalıdır.

 İnanıyorum ki bir gün bu söylediklerim olacak ve tüm insanların zenginlik ve huzur içinde yaşayacağı bir dünya meydana gelecek. Çünkü insanlar zihinsel bir evrimleşme sürecinde. Bu süreç sona erdiğinde insan olmanın anlamı anlaşılacak ve insanlar, ırklarının o yada bu olduğu için değil insan oldukları için yükseltilecek.

 Son paragrafı yazarken şunu söylemek istiyorum;

Ben nasıl mı Garanti Zenginlik fikrini bu kadar kendimden emin söylüyorum? Çünkü hepimiz görmediğimiz zenginlik fırsatları içinde yaşıyoruz. Ben bir çok insanın kör olduğunu düşünüyorum ve gözlerimiz açıldığında bizler de parmakla gösterilen insanlar olacağız. Şimdi sizler de benim kilidini açtığım zenginlik kapısının kolunu çevirin ve içeri girin.

 

BAY HD

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »